Saat beş
Üzerime sözlerimin kumaşı giyili
Her tarihime payları düşen
Kapısı kilitli duygular açılır gibiyim
Benden sevdiklerimi çıktığımda
Geriye bir şey kalmadığını yaşadığım zamanlar vardı
Yanlış…
Sadece ben varım bu akustik alıntıda
Yeryüzünün retoriği içerisinde tecrübe ettiklerim
Baktıklarım içerisinde görebildiklerim, göremediklerim
Beni yağıyor bulutların renginden
Minnettâr olduğum muhteşem bir his yayılıyor
Herkes birbirinin taklidini yapıyorken, özgün olabilmek açığa çıkıyor
Sanat eserin üzerime dağılıyor
Ama zihin bu işte
Konuşuyor
Örgütlü çabaları var kimilerinin
İnsafsız ıslıklarda
Cehaletin rütbesini sevenler
Savaşa düşürdüklerine mi
Acı çektirdiklerine mi bu çiğliğin
Nedir derdin, nedir görevin,
Soruları vuruyor şakaklarıma
Nefret ediyorum bunların zihnimde ezberlenilmesinden
Bunun caydırıcı bir hâli olmalı
Silik bir kalemin ucu gibi bir var bir yoklar
Yolumuzda duran, birbirinden boşanmış koşullar
Ve üzerinde
Nahoş bir adaptasyon
Zorluklar da seçtiğimiz senaryolar içerisinde
Bunları yaşamamız
Belki benzerini yaşayanları anlayabilmek
Belki ilahi inancın gücünü görebilmek
Belki de yanarak kül olmak
Ve ruhumuzun tekrar tekrar aynı bedende doğması için
Ama ben yine de
Ölüyorum, savaşın içerisinde çaresiz insanları gördükçe
Elimden bir şey gelmiyor
Sonra diniyorum..
O bulutlarda
Ter döküyor özgürlük
Ter döküyor yorgun çocukların yüzü
Belki de hatırlayamadığım çocukluğumun yüzü
Dünümüz, bugünümüze selam veriyor
Dünümüz yırtık
Tamamen dikilemiyor
Dikilse de izi geçmiyor belli ki
Ya bir tepki ya bir gülümsemeye dönüşüyor
Ne diyebilirim ki
Notalara bıraktım hepsini
Erisin
Bıraktım gitsin
Saat hâlâ beş
Sadece ben varım orada
Çoktan ayrıldım kenara
Artık güneşin doğmasını da beklemiyorum
Batmasını da
Bulutlar ağarmış
Gökyüzü aydınlanıyor renklere
Öncesinde yıldızlı parmaklarıyla dokundu zihnime
Sonra bir piyano sesi geldi uzaklardan
Kim bilir hangi yaşımdan..
Her zerresiyle bana dokundu
Köklendim ondan
Ay batıyor gözlerimde
Ay kollarını ertesi geceye sıvıyor
Mırıldanarak vuruyor aydınlığın soylu sesine
Rüyamda söylerken uyandığım
Sadece iki dizesini hatırladığım bir şarkım var
Kuytusunda güzel bir hava
Bulutlar ve gökyüzüyle yüklüyüm
Perderpey, parlayan süngüsü düşüyor yıldız dolu gecenin
Kendime varmak için
Nasıl bir mahfuzu seçtim Sana denk gelebilmek için
Her şey Sana varabilmek için
Emsalsizlikle birlikte
Yüksek bir kıtada işlenildim
Biliyorum
Öyle yazılmış olduğu gerçeğimin
Saat hâlâ beş
Sunulmuş bir ağaç var önümde
Ardına evler yığdıkları
Yıllardır ona bakarak yaşarım
Yaprakları dökülse de, yeşerse de
Huzura doyarım
Yarım bir şiirim ben Sana bu karmaşada
Umarım bir gün saf bir sevgi olup
Karşıma tüm benliğinle çıkarsın
Ve ben Seninle tamamlanırım
Sevgilerimle,
Selma Büyükdağ

Yazının her hakkı saklıdır.